10:56 pm - CUMHURİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
6:12 pm - EMEKLİLERE SEYYANEN ZAM TEKLİFİ MECLİS’TE: En düşük aylık için 45.800 lira önerildi
8:26 pm - SOSYAL MEDYA DÜZENLEMESİ 1 KASIM’DA YÜRÜRLÜĞE GİRECEK: Yaş doğrulaması nasıl yapılacak?
5:45 am - VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI
6:23 pm - HALKIN SEFALETİ SARAYIN TERCİHİ: Rejimin karakteri bütçede gizli
8:24 pm - MEB OKULLARINDA “ORTAK YAZILI SINAV” SİSTEMİ
2:08 pm - TRABZON’DA TAKSİ ÜCRETLERİ DE ZAMLANDI! Yeni tarife 19 Ekim’den itibaren uygulanacak.

“29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’i kuran ve bu kıymetli pusulayı bizlere emanet eden öncelikle Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz.
103 yıldır bütün bu değerlerin koruyucusu da sahibi de saray değil 87 milyon yurttaşlarız.”
Osmanlı yıkılırken, büyük bir olasılıkla batılıların kafasındaki ilk fikir, Sovyetler’in güneye açılım kapısındaki Türkiye’nin işgal edilerek paylaşılması idi.
Atatürk ve silah arkadaşları yanında, halkımızın da azmi ve gücüyle, Batılıların işgal ve paylaşım düşüncesi yeni bir ulus-devlet kuruluşu ile bastırıldı.
Savaşları kazanıp devleti kurduktan sonra, ekonominin inşasının kapitalist dünya ile iş birliği içinde mi? yoksa kuzey komşu sisteminin devralınması ile mi? gerçekleştirileceği, Lozan’a ara verilip İzmir’de toplanan ‘İktisat Kongresi’nde karara bağlanmıştı.
Dünyaya verilen mesajla kapitalist sisteme entegre olunması, Osmanlı’dan devralınan düşünce sistemimin de doğal sonucu olduğu gibi, sistemlerin devinme teorisine de uygundu.
Sürecin fevkalade farkında olan Atatürk, birincisi iktisat kongresindeki, askeri zaferlerin ekonomik zaferlerle yaşayacağı mealindeki sözüyle,
İkinci olarak da 1930’lar devletçilik uygulamasıyla Batı ekonomisine kafa tutar konumda politika yürütürken, aynı zamanda sürecin halkın aydınlanmasıyla da köklü bir esasa bağlanacağını düşünüyordu.
Ünlü köy enstitüleri, köylünün milletin efendisi olduğu fikri ve benzeri düşünceler bunların işaretidir.
Ne var ki devletçilik uygulamasında, emekçilerin sermayeye ve kararlara ortak edilmemesi, ülkenin yürüyüş hattının belirlenmesinde, emperyalistlerin kovulduğu ülkeden, emperyalist mantığın kovulmadığının işaretiydi.
Cumhuriyetin, daha Osmanlı Devleti zamanında başlayan mücadelelerin ürünü ve kazanımı olduğu bu kazanımlar ilerici reformlarla devam ederek Türkiye’nin bir ulus devlet haline gelişinin yolunu açtı.
“Ne var ki, temellerinde kanı ve canı bulunan halk, inşa sürecinin tamamen dışında, uzun süre de temsil olanaklarından yoksun kalmıştır.
Yönetimi devralan kadroların yaratmak istediği ‘sınıfsız, imtiyazsız örgütsüz kitle’ uğruna birçok yasaklara, kıyıma, cezalandırmalara ve sansüre uzanan zemin haline gelmiştir Cumhuriyet”
Daha 30’lu yıllarda sayısı hızla artan işçi sınıfının, halkın talepleri yok sayılarak inkâr edildiği yıllarca baskı altına alındığı, 6-7 Eylüller, Maraş, Çorum, Sivas, 1 Mayıs 77 vs. katliamları yaşandı.
Türkiye emperyalizme bağımlı bir ülke haline getirilmiş, arka arkaya yapılan üç darbe döneminde idamlar yapılmıştır.
Her aykırı sesin boğulduğu, muhalifleri bastıran bir ülke haline gelmiştir.
Bugün yeni bir hanedanlık kuran ve her şeyin AKP iktidarıyla başladığını iddia eden tek adam yönetimince, “Cumhuriyetin kurucu değerleri, ulus-devlet modeli, Anadolu’daki çok kültürlü, ekonomik ve siyasi kazanımları, seküler-laik yaşam tarzını benimseyen, resmi tarih anlatısı ve toplumsal hafıza üzerindeki etkileri, halk, işçi-emekçiler lehine reform süreci görmezlikten gelindi.
“Bu iktidar döneminde de baskı, sansür ve cezalandırmalar artmış, toplumun kimyasını bozan tarikat ve cemaatlere siyasi, iktisadi olarak ve sosyolojiyi değiştirmek için yol verilmiş, bürokraside de etkin güç haline getirilmiştir. Türkiye gerilimleri ve savaşları kışkırtan bir ülke durumuna gelmiştir”
Bütün baskılara rağmen ataları Kurtuluş Savaşını veren her milletten, mezhepten ve cinsiyetten halk mücadele etmeye devam etti.
“Hakimiyetin kayıtsız şartsız halkta olacağı bir Cumhuriyet bu mücadelenin birikimlerinden doğacaktır.
103 yıl boyunca yaşanmış acıların bir daha yaşanmayacağı; eşit haklar temelinde örgütlenmiş, bütçesinden siyasetine kadar halk inisiyatifinin egemen olacağı, gerçekten demokratik ve laik bir rejim hala halkın özlemidir.
Çıkarcı, talancı, kayırmacı, yağmacı ve halka yabancılaşmış gerici iktidarların değil; halkın söz sahibi olduğu, üretenlerin sözün sahibinin O olduğu böyle bir Cumhuriyet için daima ileri!
